26 Şubat 2011 Cumartesi

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL'İ ANIYORUZ !...

ÖZYAŞAM ÖYKÜSÜ !...

1927'de Gürün'de doğdu. Adana Erkek Lisesi (1948) , Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü (1950) mezunu. Göksun'da (K.Maraş) başladığı öğretmenlikten siyasi eylemde bulunduğu gerekçesiyle atıldı, tutuklandı, hüküm giydi. Daha sonra Gürün'de ve Sivas'ta arzuhalcilik, tabela ve portre ressamlığı, inşaat işçiliği yaptı (1955-60) .1960'da İstanbul'a, sonra Ankara'ya yerleşti. Akis dergisinde çalıştı, bir süre de Forum dergisini yönetti (1968-70) .

Kızılırmak kitabı nedeniyle hakkında 142. maddeden dava açıldı, yargılandı, aklandı. Lise yıllarında şiir yazmaya başlayan Hasan Hüseyin'in ilk şiiri 1959'da Dost dergisinde çıktı. Bu yıllarda mizahi hikayeleri de yayımlandı. Kavel (1963) adlı kitabı ile 1964 Yeditepe Şiir Armağanı'nı, Kızılkuğu (1971) ile TRT'nin 1970 Sanat Başarı Ödülü'nü, Filizkıran Fırtınası (1981) ile 1981 Toprak ve Nevzat Üstün şiir ödüllerini aldı. 26.Şubat.1984 yılında Ankara'da yaşamını yitirdi.

ESERLERİ Kavel (1963) ,
Temmuz Bildirisi (1965) ,
Kızılırmak (1966) ,
Kızılkuğu (1971) ,
Ağlasun Ayşafağı (1972) ,
Oğlak (1972) ,
Acıyı Bal Eyledik (1973) ,
Kelepçenin Karasında Bir Ak Güvercin (1974) ,
Koçero Vatan Şairi (1976) ,
Haziran'da Ölmek Zor (1977) ,
Filizkıran Fırtınası (1981) ,
Acılara Tutunmak (1981) ,
Işıklarla Oynamayın (1982) ,
Kandan Kına Yakılmaz (1989) .
Öhhöö! (1964) ,
Made in Türkey (1970) ,
Bıyıklar Konuşuyor (1971) .

IŞIKLARLA OYNAMAYIN !...

Başımı döndürüp bakamıyorum
Nasıl kaldı gerilerde onca yıl

Karanlık bir gömüklüğü düşte geçmiş gibiyim
Tatmadığım bir içkiyi bir akşam
Afrikasal bir törende içmiş gibiyim
Birdenbire kan yağmurlu bir bulut
Birdenbire kan kokulu bir duman
şaşkınlıktan gemileri yakmış gibiyim
Işıklarla oynamayın/dedim ben size
Yararı yok karanlıkta sürek avının
Dedim ben size
Yanlış kalemlere kayar elleri yazıcıların
Tutanaklar yanlış yazar
Dedim ben size
Karanlığı az kullanın/kirliler kokar birgün
Birgün yanar bu ışıklar sırıtır suratlarınız
Kirlilere sığınmayın/dedim ben size
Yararı yok oynaşmanın törensel aklıklarda
Kaçın kaçabilirseniz uzak sulara
Işıklarla oynamayın/dedim ben size

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

23 Şubat 2011 Çarşamba

FAKİR BAYKURT YÜREKLERDEDİR !....


Büyük usta Fakir Baykurt'u halkımızın yüreğinde solmayan bir gül olduğunu belirterek, özlemle anıyoruz. Özgeçmişini ve yapıtlarını sizlerle paylaşıyoruz.

Fakir Baykurt ( 1929)

1929 yılında Akçaköy/Yeşilova-Burdur’da doğdu. Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirince (1948) beş yıl köy öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ndeki öğrenimini tamalayınca da (1955) ortaokul öğretmeni olarak Sivas, Hafik ve Şavşat’ta çalıştı, ilköğretim müfettişliği yaptı, TÖS ( Türkiye Öğretmenler Sendikası) ve TÖDMF ( Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu ) Genel Başkanı oldu. Baykurt bu etkinliklerinden ötürü 1971’ de sıkıyönetimce tutuklandı; askeri mahkeme önünde uzun süre yargılanıp beraat etti. Şimdi Almanya’ da. Kendi kaleminden ayrıntılı yaşam öyküsü Papirüs dergisindedir (1946-47, Mayıs 1970).Öğrenciliğinde Köy Enstitüleri Dergisi’nde ( Temmuz 1946), Tahir Baykurt imzalı şiirleriyle sanat hayatına girdi. Şiiri köy notları ve hikayeler izledi, sonra romana geçti.Yazarken bütün endişesinin “içinde doğup yetiştiği köylülerin hallerini, sanatın gerçeklerini de göz önünde tutarak ortaya sürmek; sanatın en iyi amacının, hem konusu olan insanı hem de okuyanı, bulunduğu durumdan biraz daha ileri sıçratmak” olduğunu belirten ve eserleri tükendikçe yeni baskıları yapılan Baykurt, bu yönüyle gerçekçi, devrimci romanlarımız arasında yer aldı.

ESERLERİ
Romanları: Yılanların Öcü (1954), Irazcanın Dirliği (1961), Onuncu Köy (1961), Amerikan Sargısı (1967), Tırpan (1970), Köygöçüren (1973), Keklik (1975), Kara Ahmet Destanı (1977), Yayla (1977), Yüksek Fırınlar (1983), Koca Ren (1986), Yarım Ekmek (1997).Hikaye Kitapları: Çilli (1955), Efendilik Savaşı (1959), Karın Ağrısı (1961), Cüce Muhammet (1964), Anadolu Garajı (1970), On Binlerce Kağnı (1971), Can Parası (1973), İçerdeki Oğul (1974), Sınırdaki Ölü (1975), Gece Vardiyası (1982), Barış Çöreği (1982), Duirsbug Treni (1986), Bizim İnce Kızlar (1992), Dikenli Tel (1998).Toplum –eğitim yazıları: Efkar Tepesi (1960), Şamaroğlanları (1976).Halk kitabı: Kerem ile Aslı (1974), Kale Kale (1978).1980’de dört çocuk kitabı yayımladı: Topal Arkadaş, Yandım Ali, Sakarca, Sarı Köpek. Daha sonra bunlara iki masal cildi ekledi: Dünya Güzeli (1985), Saka Kuşları (1985).1989 yılında ise bir şiir kitabı yayınlandı: Bir Uzun Yol. Aldığı armağanlar: Sinemaya da aktarılan ve tiyatroda oynanan (1966) ve Prof. H.W.Brands tarafından Izarcanın Dirliği ile birlikte Almancaya çevrilen (1964) Yılanların Öcü, Cumhuriyet gazetesinin Yunus Nadi Roman Mükafatında birincilik kazanmıştı (1958). Baykurt daha sonra sınırdaki ölü ile 1970 TRT Öykü Ödülü’ nü, daha sonra Tırpan ile 1970 TRT ve 1971 Türk Dil Kurumu Roman Armağanları’nı, ayrıca, 1980 Avni Dilligil Tiyatro Ödülü’nü, Can Parası ile 1974 Sait Faik Öykü Armağını’ nı, Kara Ahmet Destanı ile de 1978 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. Taner Barlas’ın oyunlaştırdığı Tırpan 1979’da İstanbul Şehir Tiyatrosu ile İzmir Devlet Tiyatro’sunda oynanarak Avni Dilligil En İyi Oyuncu ve Yazar Ödülleri’ ni kazandı. Mahmut Gököz tarafından tiyatroya uyarlanan çocuk romanı Sakarca, Tiyatro 79 dergisi tarafından “yılın oyunu” seçildi. Almancaya çevrilen Barış Çöreği ile 1984 Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü’ nü, Gece Vardiyası ile 1985 Alman Endüstri Birliği (BDİ) Yazın Ödülü’nü aldı.

Köy Enstitülü Delikanlı Özyaşam 2
Fakir Baykurt
Papirüs Yayınevi / Özyaşam Dizisi

Fakir Baykurt, 65 yaşına kadar olan yaşamını bölüm bölüm yazdı. Pek çok olayı, insanı özenle anlattı. Acısıyla tatlısıyla bir "nehir roman" çıktı ortaya. Yazınımızda örneği az. Akçaköy'de, o yüksek göklerin altında doğan, yoksulluk yüzünden köyün sığırını sıpasını güden çocuk, evlerinde bir tek kitap olmadığı, anası babası okuma yazma bilmediği halde nasıl ünlü bir öğretmen; yapıtları sahneye, perdeye aktarılan, yabancı dillere çevrilen bir yazar oldu? O öğretmen, o yazar nasıl çalıştı, savaştı? Fakir Baykurt doğruları ve yanlışlarıyla birlikte hepsini ortaya serdi. Özellikle yoksul halk çocukları, gençler, bunları sabırla okumalı. Bulacakları "öğrenceler" olabilir

SAHİ DİYEBİLİR MİYİM BU SÖZÜ ?























GELME İSTEMEM ARTIK DİYEBİLMEK !....


Yağmur yağıyor,
Yüreğimde ise hazan kuşları uçuşuyor…
‘’ Gelme istemem artık ‘’ diyor şarkı…
Yüreğimin zerrelerine işlemiş yalnızlık…
Daralıyorum…

***

Ne aranılmamak,
Ne de sorulmamak incitiyor beni…
Ama bu denli kolay vazgeçtiler benden,
Demek ki bir şey verememişim hiç onlara…
Demek ki atılacak bir safraymışım..
Demek ki bir hiçmişim…
İşte bu yüzden kahroluyorum…

***

Belki hatalar yaptım,
Hatasız insan olur mu sahi,
Günahsız olduğunu,
Söyleyen var mı bu dünyada hiç ?
Ben sevgi denince oysa,
Koşulsuzluk anlıyorum…
Geceler dönecek gündüze,
Adım gibi biliyorum…
Ben de ‘’ Gelmem istemem artık ‘’
Diyecek miyim ?
Bilmiyorum, bilemiyorum !... ( İbrahim ORMANCI )

22 Şubat 2011 Salı

ŞİİR İLE ÇARPAN BİR YÜREK ; FATMA AKİLHOCA !....


Bir rastlantı sonucu tanışma olanağı bulduğum Kıbrıs'lı Türk Şair Fatma Akilhoca'yı ve o güzel şiirlerini size tanıtmak istiyoruz. Kendisine, bizlere bu şiirlerini yayınlama izni verdiği için çok teşekkür ediyoruz. Sevgili Fatma'nın şiirlerini yine yayınlamak istiyoruz. Yüreğine sağlık , Sevgili Fatma !...

SAHİBİNDEN SATILIKTIR, BİR ALANA BİR de BEDAVA!



sökün beklentilerinizi iç cebinizden
güneşi emmekten sarktı dudakları zavallıların
bir öksüzün eline de verme sakın
ki nazar boncuğu gözlerini fırlatmıştı
babayı çalan, yolağasının peşinden
sökün beklentilerinizi iç cebinizden
komşuda pişen acılı köfte
tabağınıza da zarar, midenize de
bir yakma, bir yakma ki
ağzınızdan gelir o nusubet, her gece
çalışırdınız öbür tarafta güya
ama sizin sağlam bir tarafınız bile olmadı
baba parasız aç kaldınız
suçlu musunuz?
sayılamazsınız bile gerçekte!
Alışkanlıktır bir okşama, bin hakaretle
ha, bir de kuma gelmişti ansızın bir sabah
adetiniz yoksa da
sıcacığız, kıbrıslıyız, severiz biz insanı
dedik, dedik de
fıcırığını çıkardık adanın
ne sevgi kaldı, ne aşk, herşey düş’tü
bulunamadı parçaları bile
gelmeyen babanın ardından
döve döve dizlerini kanatan anan
dereleri bile taşırdı, evler kustu, su almaktan
neymiş, o mavi hapcıklar yalamış iç cebini, onun da
sus be, sus dedim, erkektir
sen sen ol yapma, hanım ol!
öğrendim dedi, sık sık tekeş kalan çorapların
anlamını, geç de olsa!
sökün beklentilerinizi iç cebinizden
sarkık dudaklının gülesi yok
gidenler tarihte karabulut
son model mersedesler, cipler, güldesteler
görünse de bolundan
şişme botturlar, akdenizde onlar
patladı ve battı, yitiktir malları geminin artık
uzaylılar geliyor kıbrıs’a, gözünüz aydınola!
haydi son kıbrıslılara bir de tabela
SAHİBİNDEN SATILIKTIR
bir alana BİR de BEDAVA!...

FATMA AKİLHOCA

KIBRIS'LI BİR TÜRK ŞAİR ; FATMA AKİLHOCA !....


Gerçi şairler dünya yurttaşıdır. Ama,illaki orjin belirtecek olursak Kıbrıs'lı bir Türk Şarini sizlere tanıtmak istiyorum.

'' 7 Kasım 1965 yılında Kıbrıs’ın başşehri Lefkoşa’da, annesinin karnındaki savaştan kaçarken, yeni bir savaşta buldu kendini. Kıbrıs yangınlardaydı yine o sıralar. Lise eğitimini Gazi Mağusa Ticaret Lisesi’nde tamamladıktan sonra, hayat şartları onu hızla iş hayatına ve evlilik yoluna düşürdü. Anneliğe geçişte, ana damar hayattan sonra yan damarlardan beslendi, en öndeki kitaptı. Kendini ve çocuklarını büyütmeye çabalarken ve bu yolculuktaki serüvenini bitirip, mezuniyeti asla düşünmezken başka bir mezuniyet girdi hayatına; Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi, Yönetim ve Organizasyon Bölümü. İki oğluyla birlikte besledi, büyüttü şiirlerini sonra. Ve sevdi cömertce. Bir şeylerin arkasına gizlemedi sevgisini. Gizlenecek duygularında, tek sığınağı şiirleri ve düz yazıları oldu. 7 Kasım 1983 yılından beri ve halen Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin akademik ve yönetsel birimlerinde, memur kadrosunda göreve devam diyor. Edebiyata, özellikle şiire olan aşkı, 1990-91 yıllarındaki dost sohbetleriyle rastlaşmaktadır. Şiir, çocukları ile birlikte büyütmeye çabaladığı, taptaze meyvesi oldu her zaman.
KIBATEK’in (Kıbrıs, Balkanlar, Avrasya, Türk Edebiyatları Vakfı) kurucu üyelerindendir. Ayni kurumda, uzun süre Yürütme Kurulu üyeliği görevini yürüttü. Mütevelli Heyeti üyeliği yaptı. Kurumdaki etkinlik organizasyonlarını ve çoğu zaman sunuculuğunu üstlendi. Şiirleri ve şiirsel düzyazıları, Kıbrıs’taki yerel bir gazete olan, Afrika’nın, Afrika Pazar ekinde, NoktaSızım isimli köşesinde yayınlanmaktadır. Yine, yerel bir kadın dergisinde (90-60-90), Çiy Damlası isimli bir köşesi ve şiire ayırdığı, bir sanat sayfası vardır. Sanatın toplumu büyüttüğünü, değerini artırdığını, onsuz olunamayacağını ve sanatın öncelikle toplum için yapılması gerektiğine inanlardandır.
Yapıtları
İstersem Güneşi Tutabilirim (Eylül 2001, şiir)
Rüzgârında Sevginin (Kasım 2005, şiir) ''

http://www.dergi.havuz.de/0001-B-OZGECMISLER2007/fatma-akilhoca.html 'den alıntıdır.

21 Şubat 2011 Pazartesi

BİİR KARAMSAR ŞİİRİM ; BUNALINCA !...
















BUNALINCA !...


Bunalınca insan ;
Çevrende öğüt veren çok olur ya hani,
Neler neler demiyorlar ki ;
Takmamalıymışım örneğin ..
Yani bu düzene uy,
Demeye mi getiriyorlar …

***

Birileri kırarken umutlarını bir bir,
Birileri arkadan vuruyorsa,
Dünyanın dört bir yanında,
Ve ağlıyorsa hala canım çocuklar…
Birileri tokken, birileri açsa….
Kendime soruyorum boyuna,
‘’ Nasıl takmayacaksın şair ? ‘’

İBRAHİM ORMANCI

Not : Profil resmi rahmetli ressam Prof Dr. Zekai Ormancı'ya aittir.

SAFRAN SARI ÜZERİNE BİR KİTAP YAZISI !...


 
 
 
 
 
 
 





















"Safran Sarı" bir ölçüde nihilist bir roman
İbrahim Ormancı

İnci Aral’ın "Safran Sarı" kitabı yazarın daha önceki "Yeni Yalan Zamanlar" ve "Mor" ile ilintili bir kitap. "Safran Sarı"da, asıl erkek kahraman Volkan. Volkan parlak bir borsacı. Bir yurt dışı gezi sonrası bavullarının karıştığı Melike Eda ile tanışıyor. Melike Eda’nın bir antika dükkanı var. Aynı zamanda yurt dışına antika eser kaçırıyor. Öte yandan, diğer kahraman, eski adıyla Mutena yeni adıyla Eylem taşradan gelen üniversite mezunu bir kız. İstanbul’a taşınıyor. Orada işten atılınca, telekızlık yapmaya başlıyor.
"Safran Sarı"da her zamanki olduğu gibi, bir bölümü Volkan’ın, bir bölümü Melike Eda’nın, bir bölümündeyse, Eylem’in tarafından romanı kotarıyor. Yani roman bir yap-boz gibi. Bölümler birleşiyor ve bir roman oluşuyor.
İnci Aral romanı, geleceksizlik üzerine kuruyor. Bir ölçüde nihilist bir roman. Çağın getirdiği yozlaşan ilişkileri, deformasyona uğrayan çağın insanını okurlarına anlatıyor. İnci Aral, teknolojiyi yakından izliyor. Çağın insanının kalabalıklar, beton yığınları arttıkça, içindeki tekil yalnızlığı artıyor çünkü. Bu kitabı kaçırmayın derim.
İnci Aral, "Safran Sarı", Merkez Kitaplar Yayınları, 2007.
http://btruelovek.wordpress.com/2007/07/17/hayatimiza-farkli-keyifler-katan-can-dostumuz-kitaplarimiz/

13 Şubat 2011 Pazar

BEN GECEYİM !...


Varsın sizin olsun aydınlık,
Varsın sizin olsun güneşli günler,
Varsın sizin olsun bu kin, bu nefret,
Varsın sizin olsun kalp kırmak,
Varsın sizin olsun dedikodu,
Varsın sizin olsun kuyu kazmak…
Siz çok iyisiniz aferin,
Siz çok iyisiniz, başınız göğe erdi mi ?
Ben kötüyüm, siz haklısınız oldu mu ?
Ben geceyim, ben karanlığım,
Ben aptalım, siz çok haklısınız…
Ne demiş Turgut Uyar ?
‘’ Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım ‘’

***

Varsın sizin olsun laf cambazlığı,
Varsın sizin olsun bütün payeler,
Varsın sizin olsun hata buluculuğu,
Varsın sizin olsun, fitne, fesat ve haset…
Varsın sizin olsun üstün insan olma pozları,
Varsın sizin olsun burun kıvırmalar…
Siz çok elitsiniz ben parya,
Siz çok ulaşılmazsınız, ben elinizin altında…
Ben hemen gaza geliveriyorum…
Ben kendimi gizleyemiyorum…
Ne demiş Turgut Uyar ?
‘’ Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız ‘’ ( İBRAHİM ORMANCI )

7 Şubat 2011 Pazartesi

İŞ KAZALARI BİZİM YAZGIMIZ MIDIR HEP USTA ?..














BABA SÖZÜ -Ostim'de iş kazasında ölen işçilerin anısına -

Bir sabah işe gitti babası,
Bir daha gelmedi,
Dediler ; iş kazası…

***

Darılmıştı babasına aslında,
O mavi bisikleti almadı diye…
Keşke , darılmaz olaydı…
Ahhh son bir kez olsun,
Babacığına sarılaydı….

***

Aldıkları tazminatla,
Başlarını sokacak bir ev aldılar,
‘’ Bir gün bu kiradan da kurtuluruz ‘’
Derdi ya babası hep ;
Hatta bisikleti bile var artık,
Babalar, verdiği sözü…
Tutarlar sahi değil mi ? ( İBRAHİM ORMANCI )

5 Şubat 2011 Cumartesi

GEL BU HÜZÜN BOYU GEÇMİYOR HANIM ABLA !...


Gel bu hüzün boyu geçmiyor hanım abla !...
Sabah kalktınız yatağınızdan,
Aç karnına bir sigara yaktınız,
Aaaa telefonunuz çaldı bu esnada,
Komşunuz sizi kahve içmeye çağırmıyor mu ?
Siz zaten doluydunuz, eşinize kızmıştınız...
Hani sabahın köründe,
İşine kahvaltı yapmadan giden eşinize...
Neymiş çiçek almıyormuş,
Neymiş sinemaya götürmüyormuş,
Neymiş pek romantik değilmiş,
Eşiniz akşamın leylisinde,
İşten dönüyormuş,
Ayıptır söylemesi,
Patronundan fırçayı yiyormuş...
Bu arada karşıda bir gecekondu var ya,
Kömürleri bitmiş kış ortasında,
Yırtık ayabkkabılarla,
Çocukları okula mı gidiyormuş ?
Geçiniz bir kalemde...
Siz bir sigara daha yakın,
Çekiştirin kocanızı komşu kadınla kıyasıya,
Gel bu hüzün boyu geçmiyor hanım abla !... ( İbrahim Ormancı )

MİRAS !....


Canım oğlum,
Benden sana,
Yitirilmiş gençlik,
Bitirilmiş hayaller,
Yanıtsız sorular kalmıştır !...

***

Canım oğlum,
Benden sana,
Akıl tutulması,
Arkadaş acıları,
Çıkını açılmadık umutlar kalmıştır !...

***

Canım oğlum,
Benden sana ,
Aman ha'lar,
Aba altından gösterilen sopalar,
Uçsuz bucaksız kaygılar,
Ve her şeye karşın,
Yıkılmış, ama boyun eğmemiş,
Bir yürek kalmıştır !.... ( İbrahim ORMANCI )