Erhan Abimize çok teşekkür ediyorum.
Şair-Yazar İbrahim Ormancı'nın 30 yılı aşan sanat yılında kendi çalışmaları ve birbirinden değerli yazınımızın usta kalemlerin çalışmalarını bir araya getiren emekten yana blog.
27 Mart 2012 Salı
YASEMİN PFORR'DAN BİR YAZI !...
BU KADAR MI UNUTTUK SEVMEYİ ?
Bundan birkaç sene evvel bir arkadaşım “ yaa çok ilginç” diyerek kendi bir arkadaşının eşinden ayrıldıktan sonra lise arkadaşı ile evlendiğini anlatmıştı, buna benzer birkaç olayın daha olduğunu ekleyerek. Buna paralel benim de iki ilkokul arkadaşım seneler sonra birbirimizi bulduğumuzda birbirlerini bulup evlendiler. Eşinden ayrıldıktan sonra senelerce kimselerle kendini rahat hissetmeyen başka bir arkadaşım da lise yıllarında yan sınıfta okuyan sadece adını bildiği kızı geçtiğimiz yıllarda Cumhuriyet mitinglerinde yanında buluvermişti. Onlar da evlendiler. Evlilikle sonlanmasa bile yaşanan yıpratıcı ayrılıklardan sonra eskiye, geriye dönerek eski sevgililerini arayan, tekrar sevgili olan, olamayan bir çok örnek daha var bildiğim, duyduğum. “Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı” lafı da hikaye oldu anlaşılan.
Bir de kendilerinden yaşça epey ufak erkeklerle ilişki yaşayan kadınlar duyuyorum etrafta..Her şeye rağmen..aykırı..Hoş kendilerinden epeyce yaş ufak kadınlarla ilişki yaşayan erkeklerde tonla ama onların ki malum..zaten aykırı falan da değil, ilginç hiç değil..Benim ilgimi topluma, alışkanlıklara, öğretilere karşı gelerek bu ilişkinin peşinde dimdik koşan kadınlar çekiyor daha çok..Kendilerini genç hissetmek istemek mi ana dürtü yoksa aradıkları saf duygular mı ? Hani daha yaşanmışlıkların kirletmediği türden, içtenliğine inanıp kendini “özel” hissettiren türden olanı.. Her ne kadar çoğunluk genç hissetmek” diyecekse de ben bir kadın olarak nedense “saf duygu arayışı”ndan yana kullanıyorum seçimimi. Kendini sevdiği tarafından eşsiz..özel..yek…tek hissetmenin bir kadın için ne kadar önemli olduğunu bildiğimden ,ancak böylesi bir duygunun kadını dünyaya meydan okutabileceğini düşündüğümden…
Buna karşılık ilk defa tanıştığım birisinin “ bir kadın bulursam uzaklaşacağım buralardan “ demesine şahit oluyorum. “Kadın” kelimesi öyle bir tonlama ile çıkıyor ki ağzından ben temizlikçi kadın sanıyorum!!! Saygıdan yoksun, aşağılarcasına… Nitekim konuşmanın ilerleyen saatlerinde bu algıda yanılmadığımı anlıyorum. İstediği yardımcı bir bayan değil ama kadınlara bakış açısı öyle. Dolayısı ile ilişkileri de öyle. Sonuçta mutsuz bir adam… Bu yaşadığımı şaşkınlıkla aklına güvendiğim bir erkek arkadaşımla paylaştığımda hiç şaşırmıyor. Kendi çevresindeki bütün evli, evsiz arkadaşlarının da aynı bakış açısında olduğunu söylüyor. Uzun evlilik yıllarından sonra bir kenarda çocuklarının annesi olarak saygı duymaktan başka bir şey yapmak istemedikleri bir kadınla ite kaka bir oyun sergilendiğini anlatıyor.” İyi oyuncular mutlu evlilik oyunları oynayabiliyorlar, kötüler ise ayrılıyor. Artık kimse seneler evvel severek, aşık olarak evlendiği o insanla bir şeyler paylaşmak istemiyor. Seneler içinde iş, çocuk, hayat mücadelesi derken duygular yıpranıyor, insan bencilleşiyor. Benimle uğraşmasın da ne yaparsa yapsın modunda aynı çatı altında iki ayrı insan olarak yaşanıyor çoğu evde . Gözlemlediğim bu kadın için de böyle.“ diyerek “ bu kadar yorgunluktan, bezginlikten sonra yaşanan yeni ilişkilerde seks ana öge oluyor.” diyor. Bir süreliğine her şeyden uzaklaşıp bedene hormon pompalayarak hayata tutunma hali… Velhasıl birbirlerinin bedenlerinde anlık sahte mutluluklar yaşayarak ruhlarındaki yaralara merhem bulmaya çalışan kocaman bir mutsuz kadın ve erkek ordusu.. Duygudan uzak…Yüzlerdeki “bencil” maskelerin altına saklanmış yalnız, sevgiye,şefkate aç ruhlar.
Çağımızın beynimize pompaladığı “hızlı tüketim” olgusunun ruhlarımızı lime lime ederek yırttığı bu devirde, gençliğimizin henüz bu çarka girmemiş duru ilişkilerine dönerek yitirilmiş saflığımızı bulmak istiyoruz çoğumuz.. Acıların, kayıpların, kazıkların sivrilttiği köşelerimizin artık kendimize bile batıp acıttığı noktaya geldiğimizde ruhu yozlaşmamış kişilerle ari aşklar yaşayıp arınmak istiyoruz. Zemzem suyuyla yıkanmış gibi arınmış, pürüzsüz,lekesiz kalmak istiyoruz. Yeniden başlamak… Yeniden umutla bakmak… Bu sefer darbe nereden gelecek demeden tekrar güvenebilmek… Duygularına ket vurmak zorunda kalmadan dolu dolu yaşamak…
Eskiye dönüp yeniden beraberlik yaşayanların çokluğuna bakarsak bu mümkün görünüyor. Buna bir itirazım yok. Üzüldüğüm eski bir zeminleri olmayan yeni tanışmış kişilerin hemen savunmaya geçerek maskelerini takarak, ellerine silahlarını alarak apart’ta beklemeleri. Aslında yaşı kaç olursa olsun herkesin içten bir sevgiyle sarmalanmak doğal bir beklentisi. Bunun karşılıklı saygı, sevgi, güven, hoşgörü ile olabileceğini artık beynimizin her bir kıvrımı ile bilirken bunu bir savaşçı edasıyla karşılamak niye? Bu kadar mı unuttuk içten sevmeyi? Yoksa bu kadar çok mu acıdı canımız??
Yasemin PFORR
Not : Bu çok beğendiğim yazıyı KONTRA EDEBİYAT okurlarıyla paylaşmaya izin verdiği için Sevgili Yasemin Pforr Ablama teşekkürü bir borç buluyorum. Yüreğine sağlık !...
Bundan birkaç sene evvel bir arkadaşım “ yaa çok ilginç” diyerek kendi bir arkadaşının eşinden ayrıldıktan sonra lise arkadaşı ile evlendiğini anlatmıştı, buna benzer birkaç olayın daha olduğunu ekleyerek. Buna paralel benim de iki ilkokul arkadaşım seneler sonra birbirimizi bulduğumuzda birbirlerini bulup evlendiler. Eşinden ayrıldıktan sonra senelerce kimselerle kendini rahat hissetmeyen başka bir arkadaşım da lise yıllarında yan sınıfta okuyan sadece adını bildiği kızı geçtiğimiz yıllarda Cumhuriyet mitinglerinde yanında buluvermişti. Onlar da evlendiler. Evlilikle sonlanmasa bile yaşanan yıpratıcı ayrılıklardan sonra eskiye, geriye dönerek eski sevgililerini arayan, tekrar sevgili olan, olamayan bir çok örnek daha var bildiğim, duyduğum. “Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı” lafı da hikaye oldu anlaşılan.
Bir de kendilerinden yaşça epey ufak erkeklerle ilişki yaşayan kadınlar duyuyorum etrafta..Her şeye rağmen..aykırı..Hoş kendilerinden epeyce yaş ufak kadınlarla ilişki yaşayan erkeklerde tonla ama onların ki malum..zaten aykırı falan da değil, ilginç hiç değil..Benim ilgimi topluma, alışkanlıklara, öğretilere karşı gelerek bu ilişkinin peşinde dimdik koşan kadınlar çekiyor daha çok..Kendilerini genç hissetmek istemek mi ana dürtü yoksa aradıkları saf duygular mı ? Hani daha yaşanmışlıkların kirletmediği türden, içtenliğine inanıp kendini “özel” hissettiren türden olanı.. Her ne kadar çoğunluk genç hissetmek” diyecekse de ben bir kadın olarak nedense “saf duygu arayışı”ndan yana kullanıyorum seçimimi. Kendini sevdiği tarafından eşsiz..özel..yek…tek hissetmenin bir kadın için ne kadar önemli olduğunu bildiğimden ,ancak böylesi bir duygunun kadını dünyaya meydan okutabileceğini düşündüğümden…
Buna karşılık ilk defa tanıştığım birisinin “ bir kadın bulursam uzaklaşacağım buralardan “ demesine şahit oluyorum. “Kadın” kelimesi öyle bir tonlama ile çıkıyor ki ağzından ben temizlikçi kadın sanıyorum!!! Saygıdan yoksun, aşağılarcasına… Nitekim konuşmanın ilerleyen saatlerinde bu algıda yanılmadığımı anlıyorum. İstediği yardımcı bir bayan değil ama kadınlara bakış açısı öyle. Dolayısı ile ilişkileri de öyle. Sonuçta mutsuz bir adam… Bu yaşadığımı şaşkınlıkla aklına güvendiğim bir erkek arkadaşımla paylaştığımda hiç şaşırmıyor. Kendi çevresindeki bütün evli, evsiz arkadaşlarının da aynı bakış açısında olduğunu söylüyor. Uzun evlilik yıllarından sonra bir kenarda çocuklarının annesi olarak saygı duymaktan başka bir şey yapmak istemedikleri bir kadınla ite kaka bir oyun sergilendiğini anlatıyor.” İyi oyuncular mutlu evlilik oyunları oynayabiliyorlar, kötüler ise ayrılıyor. Artık kimse seneler evvel severek, aşık olarak evlendiği o insanla bir şeyler paylaşmak istemiyor. Seneler içinde iş, çocuk, hayat mücadelesi derken duygular yıpranıyor, insan bencilleşiyor. Benimle uğraşmasın da ne yaparsa yapsın modunda aynı çatı altında iki ayrı insan olarak yaşanıyor çoğu evde . Gözlemlediğim bu kadın için de böyle.“ diyerek “ bu kadar yorgunluktan, bezginlikten sonra yaşanan yeni ilişkilerde seks ana öge oluyor.” diyor. Bir süreliğine her şeyden uzaklaşıp bedene hormon pompalayarak hayata tutunma hali… Velhasıl birbirlerinin bedenlerinde anlık sahte mutluluklar yaşayarak ruhlarındaki yaralara merhem bulmaya çalışan kocaman bir mutsuz kadın ve erkek ordusu.. Duygudan uzak…Yüzlerdeki “bencil” maskelerin altına saklanmış yalnız, sevgiye,şefkate aç ruhlar.
Çağımızın beynimize pompaladığı “hızlı tüketim” olgusunun ruhlarımızı lime lime ederek yırttığı bu devirde, gençliğimizin henüz bu çarka girmemiş duru ilişkilerine dönerek yitirilmiş saflığımızı bulmak istiyoruz çoğumuz.. Acıların, kayıpların, kazıkların sivrilttiği köşelerimizin artık kendimize bile batıp acıttığı noktaya geldiğimizde ruhu yozlaşmamış kişilerle ari aşklar yaşayıp arınmak istiyoruz. Zemzem suyuyla yıkanmış gibi arınmış, pürüzsüz,lekesiz kalmak istiyoruz. Yeniden başlamak… Yeniden umutla bakmak… Bu sefer darbe nereden gelecek demeden tekrar güvenebilmek… Duygularına ket vurmak zorunda kalmadan dolu dolu yaşamak…
Eskiye dönüp yeniden beraberlik yaşayanların çokluğuna bakarsak bu mümkün görünüyor. Buna bir itirazım yok. Üzüldüğüm eski bir zeminleri olmayan yeni tanışmış kişilerin hemen savunmaya geçerek maskelerini takarak, ellerine silahlarını alarak apart’ta beklemeleri. Aslında yaşı kaç olursa olsun herkesin içten bir sevgiyle sarmalanmak doğal bir beklentisi. Bunun karşılıklı saygı, sevgi, güven, hoşgörü ile olabileceğini artık beynimizin her bir kıvrımı ile bilirken bunu bir savaşçı edasıyla karşılamak niye? Bu kadar mı unuttuk içten sevmeyi? Yoksa bu kadar çok mu acıdı canımız??
Yasemin PFORR
Not : Bu çok beğendiğim yazıyı KONTRA EDEBİYAT okurlarıyla paylaşmaya izin verdiği için Sevgili Yasemin Pforr Ablama teşekkürü bir borç buluyorum. Yüreğine sağlık !...
13 Mart 2012 Salı
NİLÜFER KURT'UN MUHTEŞEM GÜZELLİĞİ EŞLİĞİNDE BİR ŞİİR ; GÜCENMEK !...
GÜCENMEK
| Toz duman içinde yaşam, Bir sağanak bastırıyor sorma... Çamur içinde kalmış her taraf… * Kaç zamandır, Bakamadım ki ben resmine… Artık rüyalarıma da, Girmez oldun… Bu denli mi, Gücendirdim ben seni? * Sen yolunu çoktaaan, Çizip gittin belki… Ben kalakaldım sensizlikle, Hep aklımdasın işte, Unutmak zulümdür bana, Unutamadım ben seni |
İBRAHİM ORMANCI
Not : Bu şiirin fon resmi Sevgili Nilüfer Kurt'un . O güzelim resmini bu şiirin fon resmi yapmama izin verdiği için kendisine çok teşekkür ediyorum.
|
9 Şubat 2012 Perşembe
YENİDEN KARŞILAŞMANIN ŞİİRİ ; GÖRÜŞMEYELİ !...
GÖRÜŞMEYELİ
'' Görüşmeyeli ya sen nasılsın
adım,adresin durur mu defterinde ? ''
Yılmaz Odabaşı
Görüşmeyeli ;
Ben aynı ben değilim.
Saçlarıma kır bile düşmüş,
Sensizliğin ilmini yapmışım bunca yıl.
Sanki sanki Gediz'e düşen kuru bir dal parçası gibi,
Bilmediğim denizlere savruldum,
Görüşmeyeli ,
- Ayıptır söylemesi -
Seni özlemekten yoruldum...
***
Yaşlandığımızda hani ;
Bütün genel geçer kurallardan azade,
Uzak diyarlara gidelim diyordun.
Kimsenin bizi ,
Ayplamayacağı, kıyaslamayacağı....
Tutulmayan sözler mezarlığında ;
Kaç cesedin var sevgili ?
Son otobüsü bekleyen ;
Endişeli bir yolcu misali ,
Gecikmiş bir sorunun,
Yanıtını beklerim ;
Sahi unuttun mu beni ?
Sen de unutamadın biliyorum. ( İbrahim Ormancı )
Not : Şair ağabeyim Yılmaz Odabaşı'na sevgilerimi yolluyorum.
'' Görüşmeyeli ya sen nasılsın
adım,adresin durur mu defterinde ? ''
Yılmaz Odabaşı
Görüşmeyeli ;
Ben aynı ben değilim.
Saçlarıma kır bile düşmüş,
Sensizliğin ilmini yapmışım bunca yıl.
Sanki sanki Gediz'e düşen kuru bir dal parçası gibi,
Bilmediğim denizlere savruldum,
Görüşmeyeli ,
- Ayıptır söylemesi -
Seni özlemekten yoruldum...
***
Yaşlandığımızda hani ;
Bütün genel geçer kurallardan azade,
Uzak diyarlara gidelim diyordun.
Kimsenin bizi ,
Ayplamayacağı, kıyaslamayacağı....
Tutulmayan sözler mezarlığında ;
Kaç cesedin var sevgili ?
Son otobüsü bekleyen ;
Endişeli bir yolcu misali ,
Gecikmiş bir sorunun,
Yanıtını beklerim ;
Sahi unuttun mu beni ?
Sen de unutamadın biliyorum. ( İbrahim Ormancı )
Not : Şair ağabeyim Yılmaz Odabaşı'na sevgilerimi yolluyorum.
7 Ocak 2012 Cumartesi
SEVGİLİ ESRA TEPE KARDEŞİMİN O GÜZELİM RESMİ EŞLİĞİNDE 2012 YILININ İLK BLOGU !...
İNAT
Gece ile gündüz arasındayım,
Siyah ile beyaz arasında...
Yeis ile umut arasında...
Arafta bir yerlerdeyim.
Çok yenildim,
Çok devrildim,
Ama her şeye inat ,
Yine mevzilerdeyim...
Bir çığlığım dipsiz kuyularda,
Susmayacağım...
***
Ne sıra neferi,
Ne de önyargılı olmalıyım...
Belki cılız ama,
Özgür bir dereyim ben naber ?
Kendi denizimi,
Kendim bulmalıyım !...
***
Yenilsem de,
Yine meydan okumalıyım ( İbrahim Ormancı )
Çok Önemli Not : İNAT adlı şiirimde Dünyalar Güzeli Kardeşim Esra Tepe'nin resmini kullandım. Sevgili Kardeşim ; Esra'ya bu resmi yayınlamama izin verdiği için çok teşekkür ediyorum. Ayrıca 2012 yılının ilk blogunu Esra Kardeşimin resmiyle birlikte yayınladığım için çok mutluyum.
24 Aralık 2011 Cumartesi
DOĞUM GÜNÜM !...
Ağlamak geliyor içimden yalnızca….
Beni kalbimden vuranlara inat ;
***
Yanlışlarım çok olsa da ;
Goygoycusu olmadım ki hiç zulmün …
O yüzden ölüm geldiğinde hani ;
Belki günahkar biri olarak ;
Ama vicdanen rahat ölürüm !...
***
Ve ardımdan zalimin biri,
Unutmadı ki beni diyecek,
Ve ben sözümü tutmanın onuruyla,
- Onsuz yaşadım belki –
Bilin ki mutlu öleceğim,
Bütün kuşatmaları yaran kim ?
Elbette ; İbrahim !...’’ 25.12.2011 ‘’
( İbrahim ORMANCI )
HANİ UNUTURDUM ?
Bir yıl daha devrildi,
Unutamadım ki seni ben suç mudur ?
Yoksa yoksa ayrılık acısı dedikleri,
Tam da bu mudur ?
***
Yorulursun demiştin,
Yorulmadım asla !...
Durulursun bir gün demiştin,
Durulmadım oysa !..
***
Hani evrilecektim,
Hani değişecektim ?
Ne evrildim, ne de değiştim,
Ne de sineye çektim zulmünü,
Ayrılığı bile yakıştırdım kendime,
Hani unuturdum ?
( İbrahim Ormancı )
Unutamadım ki seni ben suç mudur ?
Yoksa yoksa ayrılık acısı dedikleri,
Tam da bu mudur ?
***
Yorulursun demiştin,
Yorulmadım asla !...
Durulursun bir gün demiştin,
Durulmadım oysa !..
***
Hani evrilecektim,
Hani değişecektim ?
Ne evrildim, ne de değiştim,
Ne de sineye çektim zulmünü,
Ayrılığı bile yakıştırdım kendime,
Hani unuturdum ?
( İbrahim Ormancı )
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







